Loader

18. YY’dan Günümüze Türk Dış Politikası ve Orta-doğu Siyaseti

Dünya nizamında, her dönem yeni dünya projeleri hep var olmuştur. Şu an içerisinde bulunduğumuz sağlık sorunuyla oluşturulmak istenilen yeni dünya nizamı gibi.

18. yy’ın hemen başında, Fransız İhtilâli ile imparatorluklar dönemi bitirilmek istenmiştir; derebeyleri ve ayanların ortaya çıkması, merkeze bağlı yerel hükümetler ile küçük yerel yönetimler oluşturulmak istenmiştir. İhtilâlde öne çıkan madde “milliyetçilik” olmuştur. Bu oluş ile Rusya, Avusturya, Osmanlı gibi büyük İmparatorlukların parçalanması ve sömürge devletlerinin oluşumu sağlanmıştır. Yeni dünyayı üç beş büyük imparatorluğun eline bırakmayı isteyip, önce küçük parçalara ayırıp daha sonra istenilen yerlerin alınmasının önü açılmıştır. 1071 yılından beri Anadolu topraklarında boy gösteren Türkler, 1299 yılında kurtulup hızla imparatorluk hâlini almış Osmanlı Devleti kuruluşundan bu yana tebaası ile dostluk, merhamet ve adalet içerisinde olmuştur. Ancak 18. yy’ın başında Milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğuna nifak tohumları ekerek kopmalara ve iç savaşlara meydan vermiştir. Bu diğer imparatorluklar kadar kolay olmamıştır. Çünkü Osmanlı’da Laz’ı, Çerkez’i, Kürdü, Arnavut’u, Arabı ile ve daha birçok milletin dostluk içerisinde hem ticaret hem de kültürel anlamda bağlar çok kuvvetliydi. Bu bağların, sadece bir akım ile mümkün olamayacağını Küffar anlamıştı. Örnekler ile açıklamak gerekirse; 2. Abdülhamit Han Ulu Hakan dönemine bakmamız yeterli olacaktır. Tahta çıktığı ilk günden beri garbın hain oyunları ile mücadele etmiştir. Harbin sadece savaş meydanında olmayacağını kurduğu “ Yıldız İstihbarat Teşkilatı” ile göstermiştir. İngiltere Kraliyet ailesine ait en özel sırları elinde bulundurmak için saraya hafiyeler yerleştirerek o dönem bilinmeyen şifreler ile istediklerine ulaşmıştır. Bir sonraki hamlelerini bilerek ona göre atmıştır. 2. Abdülhamit’in “ Panislamcı” politikası ile hilâfet sancağını tekrardan canlandırması sömürgeci İngilizlerin planlarını suya düşürüyor. Onları Ortodoks ve Katoliklerin arasını açarak elinde tutan bir halife vardı. Dini olarak birleşemiyorlardı. Ancak bu kadar hain ile başa çıkmaya çalışan padişaha içerideki hainler de ortak olunca Osmanlıyı içeriden bitirmeye çalıştılar. Theodor Hertzle’ın Siyonist İsrail’i kurmak istemesi, Kudüs’te toprak talepleri, Çarlık Rusların balkanlar üzerindeki Slav politikaları, İngilizlerin Ortadoğu’daki sömürge yollarına giden yolları ele geçirmek istemesi ve bu yüzden Arapları kışkırtma politikası, Osmanlının dağılmasına yol açan etmenlerdir. Ancak Osmanlının elinde öyle bir şey vardır ki Osmanlıya tek bir ülkenin savaş açmasına izin vermiyordu: “Petrol”

Abdülhamit Han, Almanları yanına çekerek Musul ve Kerkük’teki petrol rezervlerini tespit etmiş; hicaz demir yolu hattı ile de İngiliz sömürge yollarının önemini yitirmesini sağlamıştır. Bu da garbın iştahını kabartsa da bir tek devletin Osmanlıya saldırmasına olanak vermemekteydi. Çünkü hiçbir garp devleti başka bir garp devletinin kendinden daha güçlü olmasını istememiştir. Bu yüzdendir ki Osmanlı politikalarla parçalanamamıştır. Bunu ancak dünya savaşıyla sağlamışlardır. Dünya savaşının provası olan 1. Balkan Harbi yapılmıştır. Lakin Balkan ülkelerinin kendileriyle çekişmeleri yüzünden 2. Balkan Harbi çıkıp birbirlerine düşmüşlerdir. Sonrasında ise 1. Dünya Savaşı patlak vermiştir. Lâkin Osmanlının gücü tükenmiş şekilde 1. Dünya harbinde zorlanmıştır. Burada İngilizler petrol bölgeleri ve sömürge geçiş noktalarına hakim olmuştur. Yunanlar egeyi, Fransızlar güneydoğuyu, Ermeniler doğuyu ele geçirmiştir. Ancak 7 düvele karşı verilen kurtuluş mücadelesinde Sevr Antlaşmasıyla bize çizilen topraklardan kurtulup Misak-ı Millî sınırlarına ulaşılmıştır.

Günümüz siyasetine gelecek olursak;

2001 yılından bu yana iktidar da olan Ak Parti yönetimi, her ne kadar birçok kesim tarafından dış politikalarda eleştirilere maruz kalsa da, tabandan tavana arkasına aldığı halkın gücüyle batının iştahını kabartan Ortadoğuda yine batıya karşı Dünya 5’ten büyüktür diyerek dimdik duran lideriyle her zaman söz sahibi olmuştur.

İngiltere ve Fransa’nın, Çarlık Rusya’nın desteğiyle aralarında imzaladığı Sykes-Picot gizli anlaşmasına göre, orta doğuda başta İngiltere ve Fransa olmak üzere batının lehine bir düzen kurularak Osmanlı Devletinin bölge toprakları paylaşılacak veya bu alanda yeni siyasi yapıların
sınırlarının ortaya çıkması sağlanacaktı. Sykes-Picot düzeni ile kurulan batı merkezli düzenin, fiilen yaşanan gelişmeler ile takviye edildiği gözlemleniyor. Mısır’da yaşananlar gibi daha pek çok ülkede batı lehine düzenler güçleniyor. Bağımsız görünen ancak batıya göbek bağıyla bağlı yönetimlerin takviye edildiği, sosyalist eğilimli diktatörleri Arap baharı devrimleri ile devirerek yerine Batı yanlısı liderlerin ikame edildiği bir dönem yaşanıyor. Diğer taraftan değişim, genelde Araplar aleyhine ve İsrail lehine gerçekleşiyor. Irak ve Suriye bölünürken kazançlı çıkan Araplar, Kürtler ve Türkmenler aleyhine büyüyor ya da büyütülüyor. Anlaşılan o ki Sykes-Picot anlaşması 100 yıllık bir planın orta doğuda hırs ve çığlığını gösteriyor. Günümüzde ise, batı karşımıza Amerika destekli Büyük Ortadoğu Projesiyle çıkıyor. Sözde bölgeye özgürlük getirecek şekilde takdim edilen (BOP) aslında büyük İsrail projesinin kamufle edilmiş haliydi. Haçlı Siyonist ittifakının büyük İsrail hedefine atılmış bir adımdır. Irak’ın işgali, Yemen ve Suriye’de çatışmaların başlatılması, ABD ve koalisyon ortakları ile Rusya’nın bu ülkeyi adeta işgal altında tutarak İsrail karşısında güçsüzleştirmesi ile devam eden olaylar gösteriyor ki; BOP, uygulamada adım adım sürdürülüyor. Bu bağlamda Türkiye’nin orta doğuda izlediği politikayla gerek iç siyasette gerekse batılı ülkeler tarafından köstek olunmaya çalışılsa da Suriye’ye yaptığı harekatlarla doğru hamleler yaparak orta doğuda söz sahibi olduğunu ortaya koymuştur.

“Ne zaman sorun Suriye olursa bilinsin ki silahlar Suriye’den sonra Türkiye’ye çevrilecektir” (Necmeddin Erbakan) bu sözler Türk siyasetinde ne kadar ileri görüşlü liderler olduğunu gösteriyor. Günümüzde Ak Parti hükümeti olarak Davos zirvesinden beri orta doğuda sürdürülen dik duruş, mazluma güven düşmana korku vermiştir. Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın, dış siyasetteki başarısı yüzyıllardır bu topraklarda hüküm sürmüş, Türk milletine yakışır bir tavır almıştır. Savaşlar, bundan 100 yıl öncesi gibi cephelerde süngü süngüye olmuyor. Büyük devletler artık orta doğudaki emelleri için bazı örgütleri kullanmaktadır. PKK, PYD, İŞİD gibi petrol çetecileri ile amaçlanan; bölgedeki bu çetelere, sivil halkı kurtarmış gibi gösterip savaş açarak bölge petrolleri ele geçirilmeye çalışılmıştır. Tabi ki ABD ve Avrupa ülkeleri bunu amaçlarken orta doğunun koruyucusu Türkiye’ye de PKK gibi bir belâyı verip istediklerine ulaşmaya çalışmışlardır. Ancak Türkiye, hem bölgede PKK ile çatışarak ülke güvenliğini sağlayıp hem Suriye’nin içlerine kadar girerek oradaki halkın güvenliğini sağlayarak bir de üstüne teknolojik olarak milli silahlarını geliştirmiştir. Akdeniz’de doğalgaz aramalarını yapıp tarihinde ilk defa sınır komşusu olmamasına rağmen Libya’ya koruyucu asker göndermiştir. Bu hamle, gerek Yunanistan, gerek Avrupa’yı hatta kilometrelerce uzaktaki ABD’yi bile etkilemiştir. Liderimiz tıpkı zamanında Abdülhamit Han gibi ileriye dönük siyasetinde dış mihraklar tarafından hep durdurulmak istenmiştir. Ülkemiz için yapılan tüm olanaklar gerek Avrupa’yı gerek ABD’yi hep rahatsız etmiştir. Çünkü onlar, orta doğuda hiçbir zaman güçlü bir Türkiye görmek istememişlerdir. Akdeniz’de Libya ile ittifak yapmamız ileride meyvelerini toplayacağımız bu anlaşma, dosta mazluma güven tazelerken düşmanı sinsi bir yılan gibi planlar yapmaya zorlamıştır.

Osmanlı devletinin tebaasıyla arasındaki bağlar hep güçlü iken nifak tohumları ekenler, bugün tekrar ortaya çıkmaya çalışırken karşılarında güçlü bir ordu, güçlü bir hükümet olduğunu unutmuş olacaklar. Bunun en güçlü örneği orta doğuda her ülkede Türk askeri, Türk bayrağı ve
liderimiz Recep Tayyip Erdoğan her zaman İslâmiyet’i koruyucu olarak görüldü ve görülmeye de devam edecek!

Dilâ BAGUÇ

Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yaz