Loader

Hafıza ve Hatırlama Kavramları Bağlamında İnsanın Anlam Arayışı

Tarih boyunca doğası gereği anlam arayışında olan insan, bu anlam arayışını zorunlu olarak birtakım kavramsal çerçevelere oturtmaktadır. Kavramsız düşünmeye henüz hiçbir dil, toplum veya kültürde rastlanmamıştır. Spontane veya planlı her bilinçli düşünce, bir kavramsal ilişkiselliği de beraberinde getirir. Örneğin zihinlerimizde uyanan herhangi bir kavram, beraberinde onun ön kabullerini, ön yargılarını, onun toplumdaki yerini ve kullanıldığı bağlamdaki diğer kavramları da getirir. Bunu mümkün kılan bilişsel yeti ise hatırlamadır. Hatırlama etkinliği çağrışımlarla mümkündür. Çağrışım bazen imajlar, sözcükler veya başka birçok nesne aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleşebilir. Böyle durumlarda kişi, farkında olmadan istemediği eylemleri ortaya koyar. Bu tarz durumlarda kişi, adeta bir koşullanma örneği sergiler. Dolayısıyla kişi çağrışımları belirleyemeyeceği için özgür bir zihin durumunda olamayacaktır.

Öbür taraftan, çağrışımlar zinciri bilinçli olarak kişi tarafından veya başka bir kişi tarafından birleştirilmek üzere de harekete geçirilebilir. Ancak bu türden bir aktif hatırlama etkinliğinde de kişi en nihayetinde “çağrışacak” nesnenin ne olduğunu en başta bilmediğinden yine özgür bir zihinsel etkinlik gerçekleştirmiş olmayacaktır. Dolayısıyla her iki durumda da insan, zihinsel dünyasında gerçekleşen çağrışımlar karşısında pasif konumdadır. Bu da demek olur ki; insan, birtakım güçlü ideolojiler tarafından koşullanmış çağrışımlar zincirine maruz bırakılmaktadır. Böyle durumlarda önceden belirlenmiş çağrışım zincirleri, özneyi eylemlerinde ve düşüncelerinde bir robot gibi yönlendirebilir. Bunun daha korkutucu boyutu da şudur ki; insan birtakım ideolojilere maruz bırakılmasa bile o günlük yaşamının her boyutunda, bir ön kabul ve ön yargıya adeta doğasıymış gibi kenetlenir. Dolayısıyla, tamamen özgür eyleyen bir insan zihninden bahsedemeyiz. Çağrışımlar, kişiyi belirlemektedir. Güçlü bir hafıza ve hatırlama da insanı özgürleştiren unsurlar değildir. Aksine, yaşamının, tarihin ve dünyanın ne kadar çok nesnesini ve boyutunu hatırlarsa, kişi o derecede çok ön kabul ve çağrışım zincirlerine sahip olacaktır. Örneğin, eğitilmiş bir köpeğin sergilediği gösteriler ve hareketler bana hiç samimi gelmemektedir. Tıpkı onlar gibi biz de her geçen gün eğitime ve öğretime maruz kalmaktayız. Ancak bunun dışında bizim hayvanlardan bir farkımız var ki hiçbir eğitim almasak bile biz, doğamız gereği diğer insanları ve doğayı taklit etmeye, onları bilmeye yöneliyoruz. Bir köpek ise, yalnızca yaşamsal eylemleri öğrenmektedir ebeveynlerinden. Bir köpek, hiçbir zaman kendi cinsini kandırmaya, onu ele geçirmeye, onu yanıltmaya yönelmez. Dahası ona tarihini unutturacak yanlış yönlendirmelere başvurmaz. Biz insanlar ise, tarih boyunca nosyonlar inşa ederek bir dünya kurma çabası içerisine girişmişizdir. Felsefe de böylesi bir etkinliktir. Hafızayı ve eylemleri şekillendirmesi bakımından böylesi etkinlikler, insan özgürlüğünü tesis etmede olumsuz bir rol oynar. Yani bu açıdan, insan aklının nosyon kurma girişimleri bizi sınırlandırmaktadır. Bir ideoloji inşa etmek, bir doğa veya insan tasarımı inşa etmek sınırlayıcı girişimlerdir. Ancak felsefe veya düşünme etkinliği her ne kadar bizi sınırlıyor olsa da, bizi bir bakımdan yine de kontemplasyona yönlendirmekte. Bu kontemplasyon en nihayetinde yine de bizim bu belirliliğin farkına varmamızı sağlar. İnsan aklının özgür olmadığının farkına varılması elbette onu özgürleştirmez ancak farkındalık, yine de belirlilikten çıkışın bir üst aşaması olarak görülebilir. İnsan aklı eğer bir gelişme ya da evrim sürecindeyse kavramların zincirlerinden bir gün kurtulmanın ihtimali vardır. Öyleyse, insan aklı ne tür bir oluş içerisinde bunu araştırmak gerekmektedir. İnsan aklı bir oluş içerisinde değildir diyemeyiz çünkü öyle olsaydı tam da bu nosyon inşa etme etkinliğini gözlemleyemiyor olurduk.

Peki öyleyse, bu belirlenimlerin kuşatımında insan yaşamı anlamlı kılınabilir mi? İnsan, anlamlar inşa ettiği sürece elbette yaşamı için birçok anlam bulabilir. Bir takım felsefi sistem ve yöntemler de yaşamımıza anlam katabilirler. Hatta Nihilist bakış açıları da yaşamı anlamlı kılabilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu anlam yaratmalar insan aklının bir kurgusudur. Bu kurgular, kişisel tatmin sağlayabilir ancak bunlara birer hakikat değeri atfetmek yanlış olacaktır. Bunların yanı sıra, imgelem yetimiz de bir takım etkilenmelerden hareket etmektedir. Bir sanatçının rastgele bir imgelemle bir sanat eseri ortaya koyması mümkün değildir. Tarih boyunca her sanatçı veya düşünür, bir başka sanatçı veya düşünürden etkilenmiştir ya da başka bir nesneden ilham almıştır. İlham almak tam da imgelemi sınırlayan bir başlatıcı, bir ateşleyicidir. İmgelem yetisi, çoğu zaman bilinçli çalışmaz ancak daha önce de bahsedildiği gibi bilinçsiz pasif çağrışım zincirleri de insanın özgürlüğünü ve özgünlüğünü tam olarak tesis edememektedir.

Sevinç TEKİN

Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yaz